Bir Türk Dünya’ya bedel dediler;
filmi izleyince gördük ki Russel Crowe; Kültür Bakanlığı, HALKBANK, Ziraat
Bankası ve İÇDAŞ’a bedelmiş. 18 milyon dolara İstanbul’un fethini, 14 milyon
dolara Amerika’nın Kuzey Irak işgaline posta koyan Türk kabadayısının hikâyesini
filmleştiren Türk Sineması, 20 milyon liraya mâlettiği Çanakkale konulu bu
filmde de baltayı gene vurdu taşa. Böylelikle film çekme işini beceremediğine
yönelik tenkidlere karşı kendini mali sıkıntılardan şikâyet ederek müdafaa
etmeye çalışan Türk Sineması’nın tutunduğu son dal da kırılmış oldu.
Filmin kırdığı potlar; aslına
birebir uygun olarak inşa edilen toplar, dört adet uçak ve gemi mayınları
sebebiyle hakkı olan takdirlerin dahi gizleyemeyeceği kadar büyük. Daha önce
pek çok Türk filminde karşılaşılan hatalarını yapım kadrosunda yer almayan
danışmanların eksikliğine bağlarken, şimdi görülüyor ki, Türk filmlerini bir
danışmanlar heyeti dahi kurtaramaz.
Belki de asıl kabahat, Türk
Sineması’ndan; kusursuz, mükemmel bir film bekliyor olmamız sebebiyle bize ait.
Fakat tarihi hadiseleri mevzu edinmiş bir filmde tarihin kronolojik seyrine
ters düşen vakaların gösterilmesi gibi bir kusur nasıl görmezden gelinebilir?
Mehmet Akif, “Çanakkale
Şehitlerine” şiirini henüz yazmamış iken askerlerine nutuk çeken komutanın
“Bedr’in aslanları biziz” diye haykırması, film boyunca mektuplar da dâhil
bütün yazılar Osmanlıca olmasına rağmen, filmin sponsorlarından biri olan
Ziraat Bankası’nın isminin Latin harfleri ile yazılması (üstelik o tarihte
bankanın ismi bile farklı), Türk uçaklarının düşman gemilerinin üzerine havadan
bomba attığının görülmesi, son sahnede oyuncuların Çanakkale Şehitleri Abidesi
önünde bakışlarını gökyüzüne dikerek maziyi yad edişleri (her ne kadar tarih
belirtilmemiş olsa da, filmin ilk sahnesinde Nihal Hemşire’nin ‘’tam kırk yıl
sonra’’ demesinden anlaşılıyor ki tarih ancak 1958 yılı olabilir. Hâlbuki
abidenin yapımı 1960 yılında tamamlandı.) vs…
Kullanılan silah ve malzemelerin
aslına uygun olarak imal edilmesi gibi gayretleriyle takdiri hak eden
taraflarına rağmen, mazur görülemeyecek eksiklikleri sebebiyle vasat derecesini
geçemeyen bu filmi, sanki başka hiçbir noksanı yokmuş gibi Atatürk’ün geçtiği
sahnelerin azlığı sebebiyle tenkid edenlere gelince:
Onların bu filme verdikleri bilet
parasına acımaktan başka bir şey gelmiyor elden. Çanakkale Harbi’nin yalnızca
deniz savaşları cephesini konu edinmiş bir filmde, deniz savaşları boyunca
yedek tümen komutanlığı görevindeki bir yarbayın, filme bundan fazla daha nasıl
dâhil edilmesini bekliyordunuz?
Sinema biletine verdiğim 15
liraya hayıflanarak yazdığım bu yazıya rağmen Pilot Yüzbaşı Selahattin Ekrem ve
Gülnihal Hemşire’nin aşklarının satır arasına hapsedilmiş bu filmi merak ediyor
ve yitirecek iki saatin olduğunu düşünüyorsan; iyi seyirler.
