28 Mart 2015 Cumartesi

Son Mektup - Yarım Ekmek Aşk Arası Kahramanlık

Bir Türk Dünya’ya bedel dediler; filmi izleyince gördük ki Russel Crowe; Kültür Bakanlığı, HALKBANK, Ziraat Bankası ve İÇDAŞ’a bedelmiş. 18 milyon dolara İstanbul’un fethini, 14 milyon dolara Amerika’nın Kuzey Irak işgaline posta koyan Türk kabadayısının hikâyesini filmleştiren Türk Sineması, 20 milyon liraya mâlettiği Çanakkale konulu bu filmde de baltayı gene vurdu taşa. Böylelikle film çekme işini beceremediğine yönelik tenkidlere karşı kendini mali sıkıntılardan şikâyet ederek müdafaa etmeye çalışan Türk Sineması’nın tutunduğu son dal da kırılmış oldu.

Filmin kırdığı potlar; aslına birebir uygun olarak inşa edilen toplar, dört adet uçak ve gemi mayınları sebebiyle hakkı olan takdirlerin dahi gizleyemeyeceği kadar büyük. Daha önce pek çok Türk filminde karşılaşılan hatalarını yapım kadrosunda yer almayan danışmanların eksikliğine bağlarken, şimdi görülüyor ki, Türk filmlerini bir danışmanlar heyeti dahi kurtaramaz.

Belki de asıl kabahat, Türk Sineması’ndan; kusursuz, mükemmel bir film bekliyor olmamız sebebiyle bize ait. Fakat tarihi hadiseleri mevzu edinmiş bir filmde tarihin kronolojik seyrine ters düşen vakaların gösterilmesi gibi bir kusur nasıl görmezden gelinebilir?

Mehmet Akif, “Çanakkale Şehitlerine” şiirini henüz yazmamış iken askerlerine nutuk çeken komutanın “Bedr’in aslanları biziz” diye haykırması, film boyunca mektuplar da dâhil bütün yazılar Osmanlıca olmasına rağmen, filmin sponsorlarından biri olan Ziraat Bankası’nın isminin Latin harfleri ile yazılması (üstelik o tarihte bankanın ismi bile farklı), Türk uçaklarının düşman gemilerinin üzerine havadan bomba attığının görülmesi, son sahnede oyuncuların Çanakkale Şehitleri Abidesi önünde bakışlarını gökyüzüne dikerek maziyi yad edişleri (her ne kadar tarih belirtilmemiş olsa da, filmin ilk sahnesinde Nihal Hemşire’nin ‘’tam kırk yıl sonra’’ demesinden anlaşılıyor ki tarih ancak 1958 yılı olabilir. Hâlbuki abidenin yapımı 1960 yılında tamamlandı.) vs…

Kullanılan silah ve malzemelerin aslına uygun olarak imal edilmesi gibi gayretleriyle takdiri hak eden taraflarına rağmen, mazur görülemeyecek eksiklikleri sebebiyle vasat derecesini geçemeyen bu filmi, sanki başka hiçbir noksanı yokmuş gibi Atatürk’ün geçtiği sahnelerin azlığı sebebiyle tenkid edenlere gelince:

Onların bu filme verdikleri bilet parasına acımaktan başka bir şey gelmiyor elden. Çanakkale Harbi’nin yalnızca deniz savaşları cephesini konu edinmiş bir filmde, deniz savaşları boyunca yedek tümen komutanlığı görevindeki bir yarbayın, filme bundan fazla daha nasıl dâhil edilmesini bekliyordunuz?

Sinema biletine verdiğim 15 liraya hayıflanarak yazdığım bu yazıya rağmen Pilot Yüzbaşı Selahattin Ekrem ve Gülnihal Hemşire’nin aşklarının satır arasına hapsedilmiş bu filmi merak ediyor ve yitirecek iki saatin olduğunu düşünüyorsan; iyi seyirler.

3 yorum:

  1. Değerli görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. Sivri kaleminizden dökülecek yeni yazılarınızı merakla beklemekteyim.

    YanıtlaSil
  2. Sivrilmeyen kalem silik yazar, emice.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil